Proletaryanın kurtuluşunun bilimi olan Marksizm-Leninizm’i doğrudan klasiklerin eserlerinden okuyup, kavramak gerekir.

Marksist-Leninist teorinin temel eserlerinin doğru çevirilerle okuyucuya taşınmasının bir görev olduğunun bilincinde İnter Yayınları, Ali Yavuz Çengeloğlu tarafından 1988 yılında kuruldu. Dünya komünist hareketinin en güçlü olduğu dönemin, 3. Enternasyonal'in kimi belgelerinin yayınlanması ile işe başlayan İnter Yayınları 18 yıllık yayın hayatında, Türkiye komünist hareketinin 100 yılı aşkın tarihinde yapmayı başaramadığı bir işi başardı; Türkiye devrimci ve komünist hareketine yararlanacağı tam bir Marksizm-Leninizm kitaplığı sundu.

İnter Yayınları'nın Türkçe'ye kazandırdığı Stalin'in tüm eserleri, Lenin'in seçme eserleri, Marksizmin bir dizi temel eseri, Komüntern'in bir dizi önemli belgesi... hem bugün hem yarın Marksist olma iddiasında olanların elinde bir silah  olacaktır.

Marksist Leninist teori dünyayı değiştirmek için, sosyalist bir dünya yaratmak için var. 

Marksizm’i Leninizm’i okuyup, öğrenmek, kavramak için İnter yayınları size mükemmel bir kitaplık, iyi bir fırsat sunuyor.

Bu fırsattan mutlaka yararlanın!

Dünyayı yorumlamak ve değiştirmek için İnter Yayınlarını okuyun, okutun!

 

 

Kel Öldü...

Ne yazılır ölümün ardından? Ne yazılır çok sevdiğiniz bir insan, bir dost, bir yoldaş, bir kavga insanı bir daha dönmemecesine bırakıp gittiğinde sizi? Ne söylenir ölüm denen son durak birini çekip aldığında aranızdan? Ne dersiniz ölümü bir diyalektik materyalist olarak, "son" olarak kavradığınızda? Düne kadar birlikte gülüp, birlikte kavga yürüttüğünüz, birçok şeyi, en önemlisi de yeni bir dünyanın kavgasını paylaştığınız bir insanı, güvenilir bir dostu, kardeşi, yoldaşı yitirdiğinizde...
Bir şeyler düğümlenir boğazınızda...
Belki bağırır, çağırır; belki ağlarsınız... En sevdiklerinizle kavga ararsınız belki. Nedenini bilmediğiniz, açıklayamadığınız anlamsız kavgalar. Belki de bir istiridye gibi çekilirsiniz kabuğunuza, kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği bir köşeye sığınırsınız...
Ölüm adın kalleş olsun! 
"Kel"imizi de aldın aramızdan.
Hem de nihayet o çok sevdiği, ağzından hiç eksik etmediği, birini söndürmeden ikincisini yaktığı ve kuşkusuz ölümünde payı olan sigarayı nihayet kafasının etini yiye yiye bıraktırdıktan sonra!
Ölüm sen kalleşsin! Hiç beklemediğimiz anda, en sevdiklerimizi çekip alıyorsun aramızdan. 
Fakat işe yaramayacak kalleşliğin. 
Sonunda dünün güne ve yarına egemenliği, ölümün hayata egemenliği yıkılacak.
Yeni bir dünya için mücadele; biriktirilmiş, sömürülmüş ölü emeğin, yani sermayenin, canlı emek üzerindeki egemenliğinin yıkılması mücadelesi; sermayenin egemenliğinin yıkılması, sömürü imparatorluğunun yıkılması, sömürüsüz bir dünya yaratılması mücadelesi er geç zafer kazanacak.
Bu mücadele, insanlığın insanca yaşaması mücadelesi er geç zafer kazanacak; yalnızca haklı olduğu için değil, saflarında Kel gibi -şimdi ölümün aramızdan çekip aldığı- insanlar da olduğu için.
Kel, içimizde yaşça en "yaşlı" olanlarımızdan biriydi. Ama ruhça hiç yaşlı olmadı. Genç yaşında açılmış yüksek alnı nedeniyle Kel kaldı aramızda adı. Seyrek saçlarını "kel"ini örtecekmiş gibi tarar gibi yapacak kadar kendi kendisiyle de gırgır geçecek espriye sahip, "Kel" ağabey olmaktan hiç gocunmayacak kadar kalender bir dosttu.
Nasıl bir insandı Kel? Buna verilecek tek bir cevap var aslında: İnsan olmayı aynı zamanda bir toplumsal sorumluluk olarak da kavrayan, bunun gereklerini elinden geldiğince yerine getiren, hayata -en kötü şartlarda bile- umutla, sevgiyle bakan bir insan.
Öyle olduğu için de, bilinçli tüm hayatı -çok genç yaşlarından itibaren- devrim-sosyalizm-komünizm davası için mücadeleyle geçmiş bir insan.
Almanya'ya işçi olarak gittiği 1960'lı yılların sonlarından itibaren devrimci mücadeleye örgütlü olarak katılan, kendini her zaman bir devrimci - sosyalist - komünist olarak kavrayan ve bunun gereklerini yerine getirmeye çalışan bir dava insanı.
60'lı yılların naif devrimciliğinden, bilinçli, bilimsel komünist önder bir konuma gelişen; "işçi sınıfı"nı dışardan tanıyan değil, bizzat işçilikten çıkıp gelen bir proleter devrimci.
12 Eylül karanlığının en yoğun saldırıları sırasında düşmanın tutsak aldığı, işkenceli sorgu döneminde belirli bir zaaf da gösteren, hataları yanında kazanımları kesinlikle ağır basan bir devrimci.
En önemlisi de; herşeye rağmen, faşizmin en karanlık günlerinde, zindanda da "sol memenin altındaki cevahir"i hiç kararmayan, burjuvazinin zafer çığlıkları attığı, "komünizmin" ölüp bittiği türkülerinin söylendiği, dönekliğin moda olduğu bir ortamda da devrimci konumunu korumasını bilen, hatasına hata, zaafına zaaf demeyi bilen, öğrenmeye, ilerlemeye, kendini aşmaya hazır bir devrimci.
Alçakgönüllü, çok önemli görevleri üzerlenmiş olmasına rağmen hiç bir zaman ve hiç kimseye karşı konumunu belli edip kullanmayan, işin büyüğü ile küçüğü arasında ayrım yapmayan, Mao'nun "kibirdir yorulup yolda kalan" şiarını da düstur edinen bir devrimci. 
Kel hep sakin, gülen, iknaya açık ve karşısındakini argümanların gücüyle ikna etmeye çalışan bir insandı.
Devrimin uzun soluk isteyen bir iş olduğunu ve süreç içinde onun "öncü"nün "işçiler" adına, halk adına yapacağı bir iş olmadığını; devrimin işçilerin, köylülerin, emekçilerin eseri olması gerektiğini kavrayan bir devrimciydi Kel. 
Bunun için işçilerin, köylülerin, emekçilerin, en başta da onlar adına konuşan devrimci insanların bilimi kavramaları gerektiğini, bilimin önemini kavrayan bir devrimciydi Kelimiz.
Ali Yavuz Çengeloğlu bu gerçeklerin bilincinde olarak 12 Eylül dönemi ertesi "dışarı" çıktığında, yayıncılık görevine sarıldı. Marksist-leninist teorinin temel eserlerinin doğru çevirilerle okuyucuya taşınmasının hem güncel ve hem de kalıcı bir görev olduğunun bilincinde İnter Yayınları'nı kurdu. İnter, proleter enternasyonalizminin bir savaşçısı da olan Ali Yavuz için bir programdı aynı zamanda. Dünya komünist hareketinin en güçlü olduğu dönemin, 3. Enternasyonal'in kimi belgelerinin yayınslanması ile işe başlayan İnter Yayınları 14 yıllık yayın hayatında, Türkiye komünist hareketinin 100 yılı aşkın tarihinde yapmayı başaramadığı bir işi başardı; Türkiye devrimci ve komünist hareketine yararlanacağı tam bir Marksizm-Leninizm kitaplığı sundu. Ali Yavuz İnter Yayınları'nın sahibi ve sorumlu yazı işleri müdürü olarak, sadece bugünün değil, yarının da devrimcilerinin yetişmesinde büyük rol oynayacak bu büyük işte, belirleyici önemde bir konumdaydı. Fakat o bu işte de büyük bir alçakgönüllülükle üzerine düşeni yapan bir "sıra neferi" olarak kavradı kendini.

Nâzım'ın "Sıradaki" isimli şiirinde dediği gibi...

"Başladı işe,
Bitirdi işi...
Başlarken işe avaz avaz bağırmadı.
Bitirdi ve:
- Gelin seyredin, diye
dört yanı çağırmadı...
O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir.
Damarlarındaki bilmem hangi soyun kanı değil..
O bir yarış hayvanı değil.
Yüzü herkesin yüzüne benzer.
Su içer ağzıyla
ayaklarıyla gezer...
Onun için; başlayan, biten, başlayan iş var,
sorgu soruş yok..
Gidiş var.
Duruş yok...
O milyonların milyonda biridir.
O bir sıra neferidir..."

Ali Yavuz şimdi yok aramızda. Kalleş ölüm 5 Ekim'de, 60 yaşında onu çekti aldı aramızdan. Geriye o güzel dostun, can yoldaşın yaptığı iş, yetiştirdiği ve ilerde yetişmesine hizmet edecek eserlerin sunulmasına büyük katkılarda bulunduğu devrimciler kaldı.
İnter Yayınları'nın Türkçeye kazandırdığı Stalin'in tüm eserleri, Lenin'in seçme eserleri, Marksizmin bir dizi temel eseri, Komintern'in bir dizi önemli belgesi... hem bugün hem yarın marksist olma iddiasında olanların elinde bir silah olarak, o eserlerin Türkçeye kazandırılmasında emeği geçen herkesin yanında, en başta da kuşkusuz bize Kelimizi hatırlatacak. Ve yarın yeni dünya mücadelesinin yeni savaşçıları da şahsen tanıma fırsatı bulamadıkları Ali Yavuz gibi sıra neferlerinin davasını sahiplenecek, başlanmış eseri sürdürecek, tamamlayacaklar.
Ali Yavuz yeni sömürüsüz yeni dünyayı yaşamayacak. Olsun. O zaten yapılanın yarına, dünyanın geleceğine, insanlığın geleceğine dönük bir iş olduğunu kavramış, "moda devrimciliği"ni çoktan aşmış bir devrimciydi. Ali Yavuz işçi sınıfının egemen olduğu, sömürüsüz dünyayı yaşamadan ayrıldı aramızdan. Öldü. Fakat o bugün aramızdaki yaşayan ölülerden çok daha canlı. O ve onun gibiler yeni dünyada yaptıklarıyla, bıraktıklarıyla yaşamaya devam edecekler. Teşekkürle anılacaklar. Mutlaka.  

18 Ekim 2002

 

 

5 Ekim'de yitirdiğimiz İnter Yayınları sahibi Ali Yavuz Çengeloğlu dostları, yoldaşları, sevenleri tarafından çeşitli etkinliklerle anıldı.
Anma etkinliklerinden biri İstanbul'da 15 Ekim'de yapıldı.

Ali Yavuz Çengeloğlu

Bu etkinliğe Ali Yavuz'un eşi Saime Çengeloğlu ile oğlu Emrah yanında bazı yayın evi sahibi ve çalışanı katıldı. Ali Yavuz'un değişik dönemlerden dostları, arkadaşları, yoldaşları onu anlatan konuşmalar yaptılar.
Ali Yavuz bütün hayatı boyunca ezilenlerin sömürülenlerin safında/tarafında mücadele eden dost, arkadaş, yoldaş olarak anıldı.

Bu etkinliğe Ali Yavuz'la belli bir dönem birlikte mücadele edenlerden şu an yurtdışında olanların bir bölümünden gelen bir mesaj şöyleydi:

"Arkadaşımız,
İnter Yayınları sahibi,
Ali Yavuz Çengeloğlu'nu kaybettik...
Anısına sahip çıkan tüm dostların başı sağolsun!...
O asırlık bir çınardı, altınçağ kavgamızda bizlere değerli katkılar sundu. Eylül'ün kırımından geçtikten sonra, kitapların, bilimin dünyasında mutevazi bir yaşam sürdürdü. O her daim emeğin yanında yer aldı, eşitsizlikten nefret etti.
Onun varlığını bilmek, bize, yurtdışında hasretle dolu olan yüreklerimize huzur verirdi.
Özlerdik hem de çok, ama umudumuz vardı biryerlerde tekrar karşılaşacağımıza dair... Ama bunu böyle düşünmemiştik hiç. Onu dinlemeye, inanç ve umut yüklü, doyumsuz muhabettine saatler boyu eşlik etmeye, yüreğini, beynini sınırsız ve hesapsız ortaya dökmesine hasret mi kalacağız şimdi?!...
Kararlılığın, çalışkanlığın, paylaşımcılığın ve de açık sözlülüğün bizde seni hep yaşatacak. Ölümün adı bir kez daha "KALLEŞ" oldu!...
"O çok çalıştı, yaşamadan aramızdan ayrıldı." Onu gerçekten çok zamansız yitirdik. Tüm devrimcilerin ve dostların başı sağolsun!... diyoruz.

Yurtdışından dostları adına;
Muzaffer Oruçoğlu, Osman Uludağ, Hasan Aksu, Rasime Seyhun, Yusuf Köse, Haydar Kutan, Süleyman Yeşil, Nurcan Yıldırım, İsmet Akaltun, Şengül Aslan, Çetin Hoca, Akın Güzel, Nurettin Kılıç, E. Oruçoğlu, Levent Kepenk."

Ali Yavuz yurtdışında da 10 Kasım'da Castrop Rauxel'de yapılan bir toplantıyla anıldı.
Bu toplantıya Ali Yavuz'un eşi katılamadı. Gönderdiği mesaj şöyleydi:

Değerli dostlar,
5 Ekim 2002 Cumartesi günü kaybettiğimiz değerli insan, eşim Ali Yavuz Çengeloğlu'nu anma toplantısına ben de katılmak isterdim; ancak koşulların benim için uygun olmaması sebebiyle sizlere üzülerek bu mesajı iletmek zorunda kaldım. 
Kısaca sizlere onu on üç yıllık evliliğimizin ardından sadece bir eş olarak değil, bir arkadaş olarak anlatmanın daha kavratıcı olacağı inancındayım. 
Birlikte çalıştığı iş çevresindeki arkadaşları çevirmenler, diğer yayıncılar vs. iyi tanırlar Ali Yavuz'u. Yayına hazırlamış olduğu kitaplardan, işlerinde gösterdiği titizlikten işinin her şeyin önünde geldiğini iyi bilirler. Yemek, harcayacağı para, yapacağı tatil... her şey bir sonraki yayına hazırlayacağı kitap üzerine kuruluydu. Ama hiç düşünmediği bir de sağlığı vardı Ali Yavuz'un, birgün onu yarı yolda bırakacağını ve her şeyin yarım kalacağını hiç düşünmedi. 
Şimdi akşam kapı çalınınca 'karnım aç ne pişirdin' deyişiyle, yaşıyorum onu; aç aç akşama kadar beklemesine hayıflanışımla. Boğulurcasına uzun uzun öksürüşüyle, parmaklarının arasındaki yarım yanan sigarasıyla anıyorum. Keşke biraz da bizi üzebileceğini düşünseydi ve aynı titizliği sağlığı için de gösterseydi. O'ndan en çok istediğimiz sağlığına önem vermesiydi. Sanki bizi cezalandırıyormuş gibi adeta inatla sağlıksız yaşamaya devam etti.
Bu ani gidişi oğlumuz Emrah'la beni perişan etti. Yaşadıklarımızın gerçek mi yalan mı farkında değiliz. Onu şimdiden çok özlüyoruz.
Bütün sevenlerinin başı sağ olsun, selamlar ve sevgiler.

Eşi Saime ÇengeloğluToplantıya Çengeloğlu'nun son dönemindeki yakın mesai arkadaşı Saim Üstün'ün gönderdiği mesaj da şöyleydi:
Değerli dostlar,
Türkiye halkları yiğit bir evladını daha yitirdi. 
Ağabeyimiz, arkadaşımız, dostumuz, her şeyden önemlisi yoldaşımızı layıkıyla anan sizleri selamlıyorum.
Sevenlerinin bir çoğunun bildiği gibi genç yaşlarda tanıştığı marksist leninist fikirlerden etkilenerek devrimci mücadeleye katılan ve hep en önlerde yürümeye çalışan İnter Yayınları'nın sahibi Ali Yavuz Çengeloğlu geçirdiği ani rahatsızlık nedeniyle aramızdan ayrıldı.
O verdiği devrimci mücadele sonucu 12 Eylül kıyımıyla işkencelerden, cezaevlerinden payına düşeni aldı. Dışarı çıktıktan sonra da durmadı, yorulmadı; yaşamını işçi sınıfının, ezilen halkların ve genç kuşakların devrimci bilincinin yükselmesine adadı. Her şeyin yozlaşmaya yüz tuttuğu bir dönemde, karartılmak istenen geleceğimizin aydınlanmasına yardımcı olabilmek ve devrim için iyi bir şeyler yapabilmek anlayışıyla kurduğu İnter Yayınları'nda titiz çalışmalar sonucu Türkçe'ye kazandırdığı klasiklerle aydınlanma haraketine verdiği büyük destekle mütevazı, bir o kadar da onurlu yolunda devam etti. Bu uğurda her şeyi göze aldı yılmadı. Yılanlara acıdı. 
O, Stalin'in on altı ciltlik "Eserler"ini Türkçeye kazandırdı, Lenin'in on iki ciltte "Seçme Eserler"ini, Marks, Engels'in eserlerini, Losovsky'nin "Sendikalar Üzerine" adlı kitaplarını, C. Zetkin'i, Krupskaya'yı, Kollontai'yi, Lunaçarski'yi okumamıza olanak tanıdı. 
O bir yerlerden başladı, bitiremedi, ömrü yetmedi. Dostları, yoldaşları kaldığı yerden devam edeceklerdir. 
Dostları ve yoldaşlarının başı sağolsun.

DÖNÜŞÜM YAYINLARI
Adına Saim Üstün

Toplantıda Ali Yavuz hakkında biyografik bilgileri içeren bir konuşmanın ardından, çeşitli dönemlerde onunla birlikte mücadele etmiş çeşitli arkadaşlar söz alarak onunla ilgili anılarını anlattılar. Ortaya çıkan resim, çok yönlü, sevecen, dünyaya güvenle ve iyimserlikle bakan bir dostun, bir arkadaşın, bir yoldaşın resmiydi.

Ali Yavuz, yeni dünya için mücadelede yaşıyor, yaşayacak.

14 Kasım 2002