Ali Yavuz Çengeloğlu

Ali Yavuz Çengeloğlu"Kel" Öldü!

"Kel" Anıldı..

 

 

Giriş Yap



Kimler İçeride

Şu anda 8 konuk çevrimiçi

Ziyaretçi Sayısı

İçerik Tıklama Görünümü : 248755
Ana Sayfa Okuma Odası Dönüşüm Yayınları Doğa ve İnsan
Doğa ve İnsan

Doğa ve İnsan
YERKÜRENİN İNSANLARA İHTİYACI YOK,
İNSANLARIN YERKÜREYE İHTİYACI VAR!

Uzayda varolan milyarlarca yıldızdan biri de yerküredir. Ancak dünyamızın diğer yıldızlardan farkı; oluşumu sürecinde belli şartlara bağlı olarak, mikro-organizmalardan, en gelişmiş canlı varlık olan insana kadar çeşitli organizmaları da üzerinde taşımasıdır. İnsan da dahil tüm canlı varlıkların yaşamlarını sürdürebilmelerinin önşartı, onların oluşumunu sağlayan doğal dengelerin korunmasıdır.

Bu dengenin temel öğeleri güneş, hava, su, toprak ve besin maddeleri dediğimiz organik maddelerdir. Bu öğelerden birinin olmaması, ya da nitel bir değişime uğraması, tüm canlı varlıkların yok olması demektir. Doğa; sınıf, sınır, sistem tanımaz ve bu unsurlardaki küçük bir bozukluğun tamiri bir insan ömrüne sığmayan süreci kapsar.
İnsanlık, oluşumundan günümüze kadar doğayı değiştirmeye ve ona hakim olmaya çalışmış; doğayı kendi organizmasına yabancılaştırmış ve günümüzde kendi varlığını tehdit eder hale getirmiştir. Bu gelişim; toplumların gelişmesi, insan nüfusunun artışı ve kendi ihtiyaçlarına göre daha fazla kullanma isteğine paralel olarak artmış, yoğunlaşmıştır.
Aslında bu gelişim kapitalizm ile başlar. Zira kapitalizm öncesi toplumlarda doğa her ne kadar kirletilmiş ve insanlar tarafından yer yer hoyratça kullanılmış olsa bile, hiçbir zaman doğanın kirletilmesi ve talanı, onun insanın verdiği zararı doğal döngüsü içinde aşamayacağı boyutlara varmamıştır. Doğa kimi zaman tanrılaştırılmış ve doğal zenginlikler korunmaya çalışılmıştır. Örneğin Amerikan yerlileri, göl, nehir ve deniz gibi kendileri için önemli değerleri, dini kurallarla birleştirerek canları, gözleri gibi korumuş ve temiz tutmuştur. Günümüzde doğanın korunması için Kanada'da polisle çatışmayı bile göze alan Hopi yerlilerinin şu atasözü, bu konuda tüm insanlığa öğüt verir niteliktedir:
Son ağaç kesildiğinde,
son balık avlandığında, son nehir zehirlendiğinde,
işte o zaman paranın
yenemeyeceğini anlayacaksınız!É
Ayrıca kapitalizm öncesi toplumlardaki doğanın kirletilmesi, doğada varolan maddelerin birbirine dönüşümü biçiminde olduğundan, doğal değişim idi ve bu doğanın kendi kendini yenileme, düzeltme imkanını sağlayabilecek bir oranda olduğundan, insanlık için büyük bir tehlike yaratmıyordu.

 

Oysa kapitalizm, yasaları gereği kâr amacıyla doğayı özel mülkiyeti çoğaltan bir sömürü aracı olarak görüp kullanması sonucu; ve elindeki teknik imkanları ölçüsünde doğal maddelerin niteliklerini değiştirerek, doğanın kendi kendini tamirini imkansız kılacak maddelere dönüştürerek, doğanın dengesinin bozulması ve doğanın kirletilmesinin asıl başlangıcını oluşturmuştur.
İnsanlık, son 30 yılda doğayı kendi aleyhine binlerce yılda yapamadığından daha fazla bozmuştur. Ve bu değişim, her geçen gün daha fazla geometrik dizi şeklinde çoğalarak sürmektedir.

 

YAYINCININ NOTU
Elinizdeki kitap, doğal çevre (ekosistem), bilim ve buna bağlı yönetsel sistemleri işçi sınıfının bakış açısıyla ele alan makaleler dizisinden oluşmaktadır. Kuşkusuz ülkemizdeki ekoloji ve çevre sorunları üzerine yetersiz de olsa, sayıları son yıllarda giderek artan, yayınlanmış bir çok eser bulunmaktadır. Fakat bu eserlerin çoğunluğunda sorun, birey-çevre ilişkisi temelinde şekillenmektedir. Bu eserler sorunun özüne doğru inmediğinden, kaynağı olan emperyalist, kapitalist sistemin sınırları içerisinde çözüme yönelmekte, bakışaçıları daraldığı için de dolayısıyla gerçek altarnatifler ileri sürememektedirler. Oysa bu dev sorunlar yumağı, kâr güdüsüyle donanmış, barbar ve talancı mantığın egemen olduğu kapitalist sistemin bir armağanı (!) değil midir?
Yaşamın temel öğeleri dediğimiz güneş, hava, su, toprak ve besin maddelerinin değişime uğraması doğadaki yaşamın tükenmesine doğru atılan tehlikeli bir adımdır. Özellikle kapitalizmin aşırı kâr hırsıyla sanayii maddelerinin üst düzeyde üretimi ve bu atıkların arıtımsız doğaya terk edilmesi, atom silahlarının kullanılması ve sık sık denemelerinin yapılması ne yazık ki, insanlığın yaşamak için zorunlu ihtiyacı olan yerkürenin tahribini kaçınılmaz kılmaktadır.
Bilinen bir gerçek vardır; o da nasıl ki ölümler zengin, fakir tanımıyorsa ekosistemin bozulmasıyla doğacak yıkımlarda, bütün insanlık ve doğada var olan diğer canlılar da dahil payına düşeni mutlaka alacaktır.
Bugün doğaya hakim olmak anlayışıyla geliştirilen teknolojinin boyutları o kadar tahripkar olmuştur ki, yarım yüzyılda doğada açılan tahrifatların tamiri için yüzyıllar gerekmektedir. Bu gidişe dur demek için yerkürenin elimizden gitmesini beklemeyi, sanıyorum bize en güzel ifadeyle bir Karadeniz fıkrası anlatır. İdama mahkûm olan Temel'i sehpaya çıkaran hakim sormuş: "Temel, son olarak söyleyeceğin bir şey var mı?" Temel, yutkunarak sağına soluna bakmış, "ha uşak" demiş, "bu bana bir ders olsun." Ne yazık ki, aşırı kâr güdüleriyle yanıp tutuşan kapitalistlerden insanlık olarak bu fırsatı ellerinden alamadığımız takdirde, bu bize bir ders olsun deme fırsatı bile doğmayacaktır.
Öyleyse sorunu gerçekten çözecek olan hedefler ve araçlara sahip olmak çözümün ön şartı değil midir?
Elinizdeki bu kitapta yer alan makaleler, bilimsel temeller üzerinde şekillenmektedir. Aynı zamanda önerilen altertanif çözümlerin önünün kimlerin hangi gerekçeyle kapattığına da açıklık getirmektedir.
Makalelerin bir başka övgüye değer yanı, sorunları işçi ve diğer emekçi kitlelerinin anlayabileceği bir dilde ele almasıdır. Egemenlerin ve onların bilim adamlarının/ kadınlarının bilimsel sorunları irdeleyen dil politikası kitleler nezdinde adeta anlaşılmazlık üzerine kurulmuştur.
Eğer bu kitap doğal çevrenin korunumu bilincini geliştirmede ve doğru çözümlerin yaygınlaştırılmasında küçük bir katkı yapacaksa, kendini amacına ulaşmış sayacaktır.
Kasım 1996
Dönüşüm Yayınları

 

İnter Yayınları Seçki

Anket

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz?