|
İşçi köylü ittifakı konusunda Lenin'den öğren!
Bir kriz ortamından geçiyoruz. Kriz, başta işçiler ve köylüler olmak üzere toplumun önemli bir bölümünü etkiliyor. İşçi sınıfı yığınlar halinde yoksulluk içinde; açlık sınırında yaşamaya mahkum ediliyor. Hakim sınıflar ar damarı çatlamışçasına, işçilere, emekçilere ölmeye çok, yaşamaya az ücretler reva görüyor...

Türkiye toplumunda kriz sadece işçileri etkilemiyor. Köylülük, özellikle yoksul köylülük de krizden "nasibini" yoğun bir şekilde alıyor. Hakim sınıflar krizin yükünü bu kesime de ödettirmek için yasal düzenlemelere gidiyor; bu kesimi de açlığın ve sefaletin koynuna atıyorlar. İşçi sınıfı ve köylülük... Bugün krizin yükünü çekmek zorunda bırakılan bu iki sınıf, kapitalizm koşullarında eziliyor, sömürülüyor, baskı altında tutuluyor. Bu sınıfların gerçek anlamda kurtuluşu bu sistemde mümkün değil. İşçilerin, köylülerin ve diğer emekçi katmanların sömürüden ve baskılardan kurtulması için sömürü sistemine dayanan sistemin -ve onun koruyucusu devletin- devrimle yıkılması gerekli. Kapitalist devlet, her iki sınıfın da düşmanı... İki sınıf arasında ortak bir payda, ortak bir düşman var. Ve bu ortak düşmanın ortadan kaldırıldığı, kâr yerine emeğe, insana dayalı bir sistem kurulduğu koşullarında da elde edecekleri ortak çıkarlar var... Bir başka deyişle "kader birliği" var... Bugün ama olgu şudur: Köylülüğün (özellikle de yoksul köylülüğün) ve işçi sınıfının düzene yönelik muhalefeti iki ayrı kanalda yürümektedir. Ve ayrı ayrı yürüyen bu hareketler ortak düşmana karşı birleştirilmesi görevinin, bir başka deyişle işçi-köylü ittifakının sağlanması görevinin çözümünde ana rol sınıf bilinçli işçilere düşmektedir.
***
Toplumlar tarihinde eskiyen, çürüyen, zamanını dolduran bir sistemin tarih sahnesinden çekilmesi, yerini yeni topluma bırakması gerekli... Ama bu mevcut, eski, köhnemiş sistemin kendi isteğiyle olmuyor; tersine direniyor, ömrünü uzatmak için tüm gücünü harcıyor. Ancak toplumlar tarihinin tekerleği, tüm direnişe rağmen durmuyor, dönüyor. Feodalizmi yıkan kapitalizm, dünya sahnesinde ilk kez 1917'de proletarya önderliğinde bir devrimine boyun eğdi. Bu devrim insanın insan tarafından sömürüsüne dayalı toplumların -bu toplumların en sonuncusu olan kapitalizmin- genel kural olarak "yıkılacağı" gerçeğinin pratikte bir ilk adımı olması açısından önem taşıyor. 1917 Ekim devrimi ile buz kırıldı, proletarya önderliğinde gerçekleşen devrimlerin yolu açıldı. Bu devrimlerin belirgin özelliği, kapitalist toplumun "en öz ürünü" olan, "zincirlerinden başka kaybedecek birşeyi olmayan" proletaryanın devrimde öncü ve önder güç olması gerçeğidir. İşçi sınıfı, sömürünün temel çarkı olan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin tüm biçimlerini devrimle parçalama tarihi görevini başta Ekim devrimi olmak üzere bir dizi ülkede gerçekleşen devrimlerde yerine getirdi. Ancak kapitalist toplumun "öz ürünü"; onun "mezar kazıcısı" olan işçi sınıfı devrimde esas olarak içinden geldiği toplumun en devrimci gücü olması onun devrimde "tek başına" hareket etmesini gerektirmiyor. Çünkü toplum, sadece iki ayrı kutuptan, işçilerden ve burjuvaziden oluşmuyor. Bu gerçeğin bilincinde olan sınıf bilinçli işçiler, sosyalistler/komünistler toplumun en devrimci gücü olan proletaryanın, kapitalist sistemden en fazla etkilenen sınıflardan birisi olan yoksul köylülükle ittifakını sağlayıp, ortaya çıkan gücü sömürü sisteminin yıkılması mücadelesine kanalize etmenin yollarını aramışlardır. İşte bu sayıda tanıtımını yaptığımız kitap, tam da bu sorunu; "işçi-köylü ittifakını" ele almakta. Lenin'in çeşitli dönemlerde konuyla ilgili olarak yazdığı yazıların bir derlemesi olan kitapta Lenin, devrim öncesinde köylülüğün taleplerini, onları Çarlık iktidarına karşı harekete geçiren şeyin ne olduğunu ortaya koymakta; yine devrim sonrasında köylülüğün sovyetik örgütlenmesinde temel ilkeleri tespit etmektedir. Lenin'in "Köylülük devrimden ne istiyor?" sorusuna verdiği yanıtta genel olarak köylülüğün talepleri ve onları devrime katılmaya iten şey konusunda bir açımlama yapar. Bu açımlamadan kimi bölümleri yan sütunda aktarıyoruz. Lenin'in, devrim öncesinde köylülük hakkında yaptığı tespitler yanında devrim sonrasında köylülüğün talepleri, onun örgütlenmesi ve sosyalist inşaya katılması, orta köylülüğe yaklaşım, kırda sosyalist inşanın sorunları... vb. vb. konularındaki görüşlerini de bütünlüklü olarak İnter Yayınları tarafından derlenen "İşçi sınıfının emekçi köylülükle ittifakı üzerine" başlıklı kitapta bulmak mümkün.
***
Aslında sorun marksist-leninist literatüre yabancı bir sorun değil... Devrimci hareket, sorunu çeşitli yanlarıyla tartıştı, tartışıyor. Ve devrimci harekette Marksizmin-Leninizmin kimi diğer alanlarında/noktalarında olduğu gibi işçi-köylü ittifakı konusunda bir sığlık, bir kavrayışsızlık sözkonusu. Bu kimi zaman kendisini köylülüğü küçümsemekle; kimi zaman ise köylülüğe onda olmayan misyonlar biçmekle kendini dışa vuruyor ve bu sorunda da sığlığın, teorik açımlamadaki zaafların aşılması için önce sorunun temellerinin kavranması gerekiyor. Kendisine işçi sınıfının öncüsü diyen, "sol", "sosyalizm" adına konuşanların/mücadele yürütenlerin işçi sınıfı ile köylülük arasındaki bağı doğru temellerde sağlamaya çalışması, mücadeleyi Marksizm-Leninizm biliminin bu konudaki ilkeleri temelinde yürütmesi gerekir. Lenin'in bu derleme kitabının da içinde bulunduğu konuyla ilgili çeşitli eserlerin ciddi bir biçimde incelenmesi, devrimin en temel sorunlarından birisi olan işçi-köylü ittifakı sorunun -en azından bu konuda kafası karışık olanlar açısından!- ışık tutacaktır. Yine bu çalışma içinde; bugün Türkiye toplumunda öne çıkan işçilerle, köylülüğün sömürücü devlet karşısındaki konumu, bu iki sınıfın devlete karşı ortak mücadele perspektifleri, bu konuda devrimci hareketin tavrının nasıl olması gerektiği vb. konularında da net yanıtların bulunması kolaylaşacaktır. Marksizm-Leninizm biliminin devrimin en çok tartışılan konularından birisi olan işçi sınıfı ile köylülüğün ittifakı konusunda açılımlar sunduğu bu kitabı okuyun...
Nisan 2001
"Köylülük devrimden ne istiyor? Devrim köylülüğe ne verebilir? İşte her politikacının ve özellikle de bu kelimenin burjuva kahvehane politikacılığı tarafından yavanlaştırılmış anlamında değil, en iyi anlamında bir politikacı olan her sınıf bilinçli işçinin çözmek zorunda olduğu iki soru budur. Köylülük toprak ve özgürlük istiyor. Bu konuda kuşku olamaz. Tüm sınıf bilinçli işçiler devrimci köylülüğü tüm güçleriyle destekliyor. Tüm sınıf bilinçli işçiler köylülüğün tüm toprakları ve tam özgürlüğü elde etmesini istiyorlar ve buna çalışıyorlar. Tüm toprakları - bu, kısmi tavizlerle ve sadakalarla yetinmemek demektir, köylülerin çiftlik sahipleriyle anlaşmasından değil, bilakis çiftlik beyi toprak mülkiyetinin yok edilmesinden yola çıkmak demektir. Ve sınıf bilinçli proletaryanın partisi, sosyal-demokrasi, en kararlı biçimde bu doğrultuda tavır takınmıştır: Bu yılın Mayıs'ında yapılan III. Parti Kongresi'nde RSDİP doğrudan, tüm özel arazilerin zoralımı da dahil devrimci köylü taleplerinin desteklenmesinden bahseden bir karar almıştır. Bu karar, sınıf bilinçli işçilerin partisinin , köylülerin tüm toprak ve arazi talebini desteklediğini açıkça göstermektedir. Ve bu bakımdan Partimizin diğer yarısının konferansında alınan karar, RSDİP III. Parti Kongresi'nin kararıyla içerik olarak tamamen örtüşmektedir. "Tam özgürlük" - bu, kamu işlerini ve devlet işlerini yöneten makamların ve memurların seçimle işbaşına gelmesi demektir. "Tam özgürlük" - bu, tamamen ve yalnızca halka bağımlı olmayan, halk tarafından seçilmeyen, halka hesap vermek zorunda olmayan ve halk tarafından azledilebilir olmayan bir devlet erkinin eksiksiz yok edilmesi demektir. "Tam özgürlük" - bu, halkın memurlara değil, memurların halka tabi olmak zorunda olması demektir. Elbette, toprak ve özgürlük için mücadele eden köylülerin hepsi, bu mücadelenin tam bilincinde davranmıyorlar, hepsi, cumhuriyeti talep edecek kadar ileri gitmiyorlar. Fakat köylü taleplerinin demokratik doğrultusundan kuşku yoktur. Bu nedenle köylülük, proletaryanın bu talepleri desteklediğinden emin olabilir. Köylüler, kentlerde açılan kızıl bayrağın, sadece sanayi ve tarım işçilerinin değil, aynı zamanda milyonlarca ve on milyonlarca küçük çiftçinin de en acil ve en yakıcı talepleri için mücadelenin bayrağı olduğunu bilmelidirler. En çeşitli biçimlerde ve tarzlarda ayakta kalmış olan serflik kalıntıları, hâlâ, tüm köylü kütlesi üzerinde ağır bir boyunduruk oluşturmaktadır, ve kızıl bayrak altında proleterler bu boyunduruğa savaş açmışlardır. Fakat kızıl bayrak sadece, proletaryanın köylülerin taleplerini desteklemesi demek değildir. Aynı zamanda, proletaryanın kendi talepleri de demektir. Sadece toprak ve özgürlük için mücadele değil, aynı zamanda insanın insan tarafından sömürülmesine karşı mücadele, halk kitlelerinin yoksulluğuna karşı mücadele, sermayenin egemenliğine karşı mücadele de demektir. Ve burada önümüze ikinci soru çıkıyor. Devrim köylülüğe ne verebilir? Köylülerin pekçok dürüst dostu (bunlar arasında örneğin Sosyal-Devrimciler), bu soruyu kaale almıyorlar, bunun ne kadar önemli olduğunu farketmiyorlar. Köylüler ne istiyor? sorusunu sormanın ve çözmenin, toprak ve özgürlük yanıtını elde etmenin yettiğini sanıyorlar. Bu büyük bir yanılgıdır. Tam özgürlük ve devlet başkanı da dahil tüm memurların tamamen seçimle işbaşına gelmesi, sermayenin egemenliğini yok etmeyecek, bir avuç zenginliğini ve kitlelerin yoksulluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Özel toprak mülkiyetinin tamamen kaldırılması da ne sermayenin egemenliğini ne de kitlelerin yoksulluğunu ortadan kaldırmayacaktır. Tüm halka ait olan toprak üzerinde de,ancak sermayesi olanlar, ancak aletleri, hayvanları,makineleri, tohumluk stokları, genelde para araçları vs. olanlar bağımsız bir iktisadi yürütebilecektir. Fakat kol gücündan başka hiçbir şeyi olmayanlar, demokratik bir cumhuriyette bile, hatta toprak ve arazi tüm halka ait olduğunda bile, hep sermayenin kölesi olarak kalacaklardır. Sermaye toplumsallaştırılmadan toprak ve arazinin "toplumsallaştırılması" düşüncesi, sermayenin ve meta iktisadının devamı koşullarında dengeleyici toprak kullanımı imkânı düşüncesi yanlıştır. Sosyalizm, neredeyse Avrupa'nın tüm ülkelerinde, bu yada benzeri yanılgıların çoğunluk tarafından paylaşılmış olduğu dönemlerden geçmiştir. İşçi sınıfının mücadele deneyimi, bu hatanın ne kadar tehlikeli olduğunu tüm ülkelerde pratik biçimde göstermiştir, Avrupa ve Amerika'nın proleter sosyalistleri şimdi bu hatadan kendilerini tamamen arındırmışlardır. Sonuç olarak, sınıf bilinçli işçilerin kızıl bayrağı, ilk olarak, köylülerin tam özgürlük ve tüm topraklar için mücadelesini tüm gücümüzle desteklediğimiz anlamına gelir; ikinci olarak, burada takılıp kalmadığımız, bilakis daha ileri gittiğimiz anlamına gelir. Biz, özgürlük ve toprak için mücadelenin dışında, sosyalizm için mücadele ediyoruz. Sosyalizm için mücadele, sermayenin egemenliğine karşı mücadeledir. Bu mücadeleyi herkesten önce, doğrudan ve tamamen sermayeye bağımlı olan ücretli işçiler yürütmektedir. Buna karşılık küçük mülk sahipleri kısmen bizzat sermayeye sahiptir, sık sık bizzat işçileri sömürmektedir. Bu nedenle küçük köylülerin hepsi sosyalizm için savaşanların safına girmez, sadece, kararlılıkla ve bilinçle, sermayeye karşı işçilerden yana, özel mülkiyete karşı ortak mülkiyetten yana olanlar girer. Bu nedenden ötürü sosyal-demokratlar, tüm köylülükle birlikte çiftlik sahiplerine ve memurlara karşı mücadele ettiklerini söylemektedirler; bunun dışında ama onlar, kır proleterleriyle birlikte kent proleterleri, sermayeye karşı mücadele etmektedirler. Toprak için ve özgürlük için mücadele, demokratik bir mücadeledir. Kapitalist egemenliği yok etmek için mücadele sosyalist bir mücadeledir. O halde, tam özgürlük ve tüm topraklar için tek adammışçasına ve sebatla, amansızca ve yalpalamaksızın mücadele etmeye karar vermiş olan Köylü Birliği'ne sıcak selamlarımızı gönderelim. Bu köylüler hakiki demokratlardır. Demokratizmin ve sosyalizmin görevleri hakkındaki görüşlerinin yanlışlığını onlara sabırla ve ısrarla açıklamalıyız, çünkü onlar, büyük ortak mücadelenin birbirimize bağladığı müttefiklerimizdir. Bu köylüler, bugünkü devrimin tam zaferi için birlikte mücadeleye girmemiz gereken ve gireceğimiz gerçek devrimci demokratlardır. Bir genel grev planına, bir dahaki sefer kent işçilerinin ve tüm köy yoksullarının tek adammışçasına, ortaklaşa ayaklanması gerektiği kararına - bu plana ve bu karara en büyük ve tam sempati besliyoruz. Tüm sınıf bilinçli işçiler, bu planın gerçekleştirilmesine yardım etmek için tüm çabayı göstereceklerdir. Fakat dünyada hiçbir ittifak, hatta en samimi ve en kararlı devrimci demokratlarla bir ittifak bile, proleterlere, kendi daha büyük ve daha önemli hedeflerini -sosyalizm için, sermayenin egemenliğini tamamen yoketmek için, tüm emekçilerin her türlü sömürüden kurtuluşu için mücadeleyi- unutturmayacaktır. İşçiler ve köylüler, toprak ve özgürlük için ortak mücadeleye ileri! Uluslararası sosyal-demokraside birleşmiş olan proleterler, sosyalizm için mücadeleye ileri!" ("İşçi köylü ittifakı; İşçi sınıfının emekçi köylülükle ittifakı üzerine, İnter Yayınları, Aralık 1997, İstanbul, sayfa 8-11)
(Kaynak: Yeni Dünya İçin Çağrı, Sayı 46'da yayınlandı.)
|